Ana Sayfa
Atatürkün Ailesi
Atatürkün Anzak Ordusunun Türk Ordusu Hakkinda ki Görüsleri
Atatürkün Askeri Hayati
Atatürkün Çocukluk Yillari
Atatürkün Dogdugu Sehir ( Selanik )
ATATÜRKün Hakkinda Bilinmesi Gereken 30 Sey
Atatürkün Harp Okulu Yillari
Atatürkün Katildigi Savaslar
Atatürkün Künye Bilgileri
Atatürkün Matematik Tutkusu
Atatürkün Ordu Kumandani Olarak Mustafa Kemal ATATÜRK
ATATÜRKün oturdugu Kösk, Saray ve Evler
Atatürkün Ögrenim Hayati
Atatürkün Samsuna Çikisi
Burçlara Göre Sigara Bırakma Yöntemleri
Burçların İllallah Dedirten Özellikleri
Burçlarına Göre Kadın Profilleri
Doğum Ayınıza Göre Ruh Haliniz
Doğum Günü Kişilik Özellikleri
Kader Sayınızı Bulun Karakter Analizinize Göz Atın
Aska Sürgün 1 Bölüm
Avrupa Yakasi 164 Bölüm
Benim Annem Bir Melek 16 Bölüm
Bez Bebek 47 Bölüm
Çarkıfelek 6 Bölüm
Gossip Girl 4 Bölüm
Haziran Gecesi 1 Bölüm
Heroes 3 Bölüm
Hırçın Sevgilim Romantik Komedi Filmi
Menekşe ile Halil 1 Bölüm
Tatlı Hayat 1 Bölüm
The O.C 21. Bölüm
Var Mısın Yok Musun 21 Bölüm
Yasak Krallık Aksiyon Filmi
A.R.O.G - yeni teaser fragman 2
c. ronaldo en iyi 5 golü
Cagri Bir sigara icimlik daha Kal
Kurtlar Vadisi Cendere
Kurtlar Vadisi Hekim Oğlu
Kurtlar Vadisi Tuzak
tugba ekinci vermem VideosuCetci.Net
Bizimturk.Com
Gittin.Net
Haschat.Net
Hadiordan.Net
|
|
Samda 5. Ordunun emrinde kaldigi üç yil içinde Suriyenin hemen her yerini görevle dolasmis, memleket idaresindeki aksakliklari, ordunun egitim ve ögretimindeki eksiklikleri daha da yakindan görmüstü. Mustafa Kemal, burada 1906 yili Ekim ayi içinde güvendigi bazi arkadaslariyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaslariyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüste de kurduklari cemiyeti genisletti. Bir ara gizli olarak Misir ve Yunanistan yoluyla Selânike geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir subesini açti ve tekrar Sama döndü. Samdan ayrilmasi hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini korudugundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Samda kaldi. Bu siralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolagasi (kidemli yüzbasi) oldu ve Samdaki Ordunun Kurmay Baskanliginda bir göreve getirildi.
Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907de merkezi Manastirda bulunan 3. Ordu Karargâhina atandi. Bu Karargâhin Selânikteki subesinde çalismak üzere Selânike geldi. Bu siralarda Selânikteki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almis olan ittihat ve Terakki Cemiyeti" faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânike gelisini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye basladi. Memleketin istibdat idaresinden kurtarilmasi, yapilacak yenilikler onun da temel düsüncesiydi. Selânike gelisini takiben kisa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasindaki demiryolu müfettisligi de 3. Ordu Karargâhindaki görevine ek olarak kendisine verildi. Bu esnada Rumelide büyük faaliyet gösteren "Ittihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamiti, 1876 Anayasasini yeniden yürürlüge koymaya ve kapatilan Meclis-i Mebusani tekrar toplantiya çagirmaya zorlamaktadir. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girisimleri adim adim II. Mesrutiyetin ilânina uzandi.
23 Temmuz 1908 tarihinde Ikinci Mesrutiyet ilân edildigi zaman Mustafa Kemal, Kolagasi rütbesiyle Selânikte askerî görevini sürdürmekte, bir yandan da "Ittihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalisarak Istanbuldaki siyasi gelismeleri yakindan izlemektedir. O, II. Mesrutiyet gibi büyük bir inkilâbi takiben yapilanlari kâfi görmüyor; bu firsattan yararlanilarak memlekette daha büyük ve daha köklü degisikliklerin gerçeklestirilmesi geregine inaniyordu. Fakat kendisinin görüsleri "Ittihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin görüs ve düsüncelerine uymadi. Buna ragmen fikirleriyle zamanin söz sahibi kisilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.
II. Mesrutiyetin ilâni üzerinden henüz bir sene geçmemisti ki Istanbulda 13 Nisan 1909da bu harekete karsi, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelisti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vakasi olarak bilinen bu isyani bastirmak üzere Rumeli de olusturulan Hareket Ordusunun Kurmay Baskanligina getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde Istanbula geldi. Hareket Ordusunun gerek yolda gerekse Istanbuldaki sevk ve idaresinde Kurmay Baskani olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusunun Istânbula girdigi gün halka hitaben yayimlanan beyannameyi kendisi yazmisti. Hareket Ordusunun duruma hakim olusundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan Resat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayin bastirilmasindan sonra Istanbulda çok kalmayarak 16 Mayis 1909da tekrar Selânike döndü. Bu siralarda Selânik ve çevresinde yapilan mânevralarda, tatbikatlarda düsünce ve görüslerini cesaretle savunuyor; bu ise bazi üstlerinin dikkatini çekerken bazilarinin da tahammülsüzlügüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî egitim konulari üzerinde telif ve tercüme eserler hazirliyordu.
O, II. Mesrutiyeti takiben Ordunun "Ittihat ve Terakki Cemiyeti" ile siki alâkasinin ve siyasete karismasinin tehlikelerini sezinlemeye baslamis, bu görüslerini 22 Eylül 1909da Selânikte toplanan "Ittihat ve Terakki Bûyük Kongresi"nde açikça dile getirmisti. Fâkat Cemiyetin önde gelenleri onun bu görüslerini paylasmadilar. Mustafa Kemal de kendisini Cemiyetten uzak tutarak dogrudan dogruya askeri vazifesine verdi. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti" ile anlasmazligi ve aralarinin açilmasi böyle basladi.
Mustafa Kemal, Selânikteki görevini basari ile yürütürken 1910 yili Eylül ayinda askeri manevralari izleme amaciyla Fransaya gönderildi. Burada Fransiz Ordusunu ve komutanlarini yakindan tanidi. Selânike dönüsünden kisa süre sonra 1911 Martinda Arnavutlukta bir isyan çikti. Bu isyani bastirmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Naziri Mahmut Sevket Pasanin yaninda görev aldi.
Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911de 3. Ordu Karargâhindaki görevinden alinarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhinda, daha sonra yine Selânikte bulunan 38. Piyade Alayinda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kita hizmeti gördürerek onu basarisizliga sürüklemek; bu suretle sevk ve hevesini bir ölçüde kirmak idi. Ama O, bu görevde de büyük basarilar gösterdi; eskiden oldugu gibi yine kumandanlarinin, arkadaslarinin sevgi ve saygisini kazandi. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafinda toplaniyorlardi. Bu durum 3. Ordu Müfettisliginin hosuna gitmedi. Onu Selânikteki vazifesinden ayirarak 27 Eylül 1911 tarihinde Istanbulda Genelkurmay Baskanliginda bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal bu atama üzerine Istanbula gelerek bir süre Genelkurmay Baskanliginda çalisti.
5 Ekim 1911de Italyanlar Trablusgarpa hücum ederek istilâ hareketlerine baslamislardi. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911de Istanbuldan ayrildi. Trablusgarpa gelisini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin basinda bulundu. 12 Mart 1912 de Derne Komutanligina getirildi. Bu siralarda 27 Kasim 1911 tarihinde binbasiliga terfi etti.
1912 yili Ekim ayinda Balkan Harbi baslamisti. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912de Trablusgarptan hareket ederek Istanbula geldi. 21 Kasim 1912de Geliboluda bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Bogazi Kuvay-i Mürettebesi Komutanligi Harekât Subesi Müdürlügüne atandi. Bu atama üzerine Geliboluya geldi. Olaylar süratle gelismis, baba memleketi Selânik düsmüs, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalcaya kadar gelmisti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayir Kolordusu Kurmay Baskanligina getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirnenin düsmandan geri alinisinda büyük hizmetleri gördü.
Mustafa Kemal, Balkan Harbinden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Atase militerligine atandi. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine Atase militerliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Atase militerligine atandigi günlerde yakin arkadasi Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiligine atanmisti. Mustafa Kemal Sofya Atase militerligi esnasinda 1 Mart 1914 tarihinde yarbayliga terfi etti. 1915 yili Ocak sonlarina kadar Sofyada kaldi.
Bu siralarda 1 Agustos 1914te Almanyanin Rusyaya harp ilani ile I. Dünya Savasi baslamisti. Mustafa Kemal gelisen siyasi ve askeri olaylari büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüs ve düsüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katilma zorunlu hale gelmedikçe Osmanli Devleti bu büyük savasin disinda kalmaliydi. Ancak olaylarin süratle gelismesi 29 Ekim 1914te Osmanli Devletini de ister istemez Ittifak Devletleri yaninda harbe girmek mecburiyetinde birakti. Mustafa Kemal, bu gelismeler üzerine Baskumandanliktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu istegi yerine getirilmedi. Nihayet israri üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, Tekirdagda teskil edilecek 19. Tümen Komutanligina tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofyadan ayrilarak Istanbul a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek Tümenini kurdu. Bu Tümen kisa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Subat 1915te Tekirdagdan Maydos (Eceabat)a nakledildi. Mustafa Kemal burada, 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2 Piyade Alayi ve bazi topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mintikasi Kumandani olarak görev yapti.
Gelibolu Yanmadasinda önemli olaylar oluyordu. Ingiliz donanmasi 18 Mart 1915 günü Çanakkale Bogazini geçmeye tesebbüs etti ise de kiyi topçusunun basarili savunmasi karsisinda, muvaffak olamayarak agir zayiat verdi. Donanmasi ile Bogazi geçemeyen düsman, bu defa Gelibolu Yarimadasini çikarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu sekilde gelisirken, Genelkurmay Baskanligi da 23 Mart 1915 tarihinde Geliboluda 5. Ordu kurulmasina karar vermis, Komutanligina da Alman Generali Liman Von Sandersi atamisti.
Liman Von Sanders, muhtemel düsman taarruzuna karsi kuvvetlerini üç gruba ayirarak planini yapmis; Mustafa Kemalin basinda bulundugu kuvvetleri ordu ihtiyatina almisti. Mustafa Kemal bu plan geregince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigaliya geçti.
Düsman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Ariburnu bölgesinden ilk çikarma hareketine basladi. Ancak çikarma hareketi ilk gün karsisinda Mustafa Kemali buldu. Mustafa Kemal, çikarmanin basladigini görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalidan Conkbayirina sevketmisti. Ariburnundan Conkbayirina ilerleyen Ingiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemalin komuta ettigi 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.
Conkbayiri taarruzunda Türk askeri görülmemis bir inanç ve cesaretle savasiyor, tarihin en büyük kahramanlik sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdigi emre su cümleleri de ilâve etmisti :"Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfinda yerimize baska kuvvetler ve kumandanlar geçebilir ! "
25 Nisan 1915 günü baslayan çikarma, kuvvetlerimiz tarafindan kiyiya kadar itilmesine ragmen düsman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çikarma harekâtina devam etti. Ilerlemek isteyen Ingilizlerle yer yer siddetli çarpismalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunmasi karsisinda basarisiz kaldi. Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesindeki bu üstün basarilari üzerine 1 Haziran 1915de Albayliga terfi etti.
Düsman, Çanakkalede basari saglayamamasina, ilerleme gösterememesine ragmen, yeni bir çikarma yapmada kararliydi. Düsünülen çikarmanin gerçeklesebilmesi için, her seyden önce ilk direnç hatlarini olusturan Ariburnu ve Seddülbahirdeki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. Ingilizler bu amaçla 6 ve 7 Agustos l915 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düsman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasinda siddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemalin aldigi önlemler sayesinde düsmanin bu taarruzu da gelisme imkâni bulamadi.
Ariburnu ve Seddülbahirdeki taarruz devam ederken Ingilizler 6 Agustos 1919 aksami Çanakkalenin güney kiyilarina da asker çikararak ilerlemeye basladi. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansizin kritiklesti. Gelisen bu buhranli durum üzerine Liman Von Sandersin emri ile komuta degisikligi yapilarak, "Anafartalar Grubu Komutanligina 8 Agustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal getirildi. 9 Agustos 1915 günü komutayi ele alan Mustafa Kemal, beklemeksizin ayni gün yaptigi taarruz ile ilerleyen Ingiliz kuvvetlerini tekrar çikarma yaptiklari kiyilara itti. Ayni günün aksami Conkbayiri bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Agustos 1915 sabahi taarruza geçirdi. Böylece düsmanin ilerlemesine imkân verilmemis; aksine tutundugu mevzilerden tamamen çikarilarak Anafartalar bölgesine tam anlamiyla hâkim olunmustu.
Mustata Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda oldugu gibi 9 ve 10 Agustos taarruzlarinda da bizzat ates hattinda bulunmus, ates hattindan emirler vermis, bu davranisi yanindaki subay ve erler için ifadesi imkânsiz cesaret kaynagi olmustu. Conkbayirinda kalbini hedef alan bir kursun, cebindeki saate çarpip geri döndügünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasinda gösterdigi kahramanlik, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve disinda büyük ün sagladi. Artik o, "Anafartalar Kahramani" olarak aniliyordu. Aylarca süren çikarma ve savaslar sonucu ilerleme kaydedemeyen Ingilizler; nihayet 1915 yili Aralik sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkaleden çekildiler. Düsmanlarin Çanakkale Bogazini geçememesi, Istanbulun isgalini önlemis; Ingilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile baglanti kurma hayallerini söndürmüstü. Bütün bu olaylar, bir anlamda, I. Dünya Savasinin akisini da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü degistiriyordu. Bu savaslarda Ingilizler insan, araç ve gereç yönünden Türklerden süphesiz ki çok fazla idi; ancak onlarin unuttuklari nokta, Türk askerinin tarihsel kahramanligi ve bu kahramanligi yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.
Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebelerinin eski siddetini kaybettigi 1915 yilinin son aylarinda, son bir taarruzla düsmani tutundugu kiyilardan da sökerek onu tam maglûp duruma düsürmek görüsünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutani Liman Von Sanders tarafindan, düsmanin da kiyidan yapacagi topçu atesinin agir zayiat verdirebilecegi endisesiyle benimsenmedi. Artik bu cephede yapacak bir sey kalmamisti. Mustafa Kemal, 10 Aralik 1915te "Anafartalar Grubu Komutanligi"ni, Fevzi (Çakmak) Pasaya birakarak izinli olarak Çanakkaleden ayrildi; Istanbul a döndü.
Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916da karargâhi Edirnede bulunan Onaltinci Kolordu Komutanligina atandi. Kisa süre sonra bu Kolordunun ayni isimle Diyarbakirda kurulmasi karari üzerine yine Kolordu Komutani olarak 11 Mart 1916da Diyarbakir-Bitlis-Mus Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916da Diyarbakira gelerek komutayi ele aldi. 1 Nisan 1916da Generallige yükseltildi. Diyarbakira gelisini takiben kisa bir hazirliktan sonra 3 Agustos 1916 sabahi emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Mus yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasinda taarruz ve karsi taarruz seklinde siddetli çarpismalar oldu. Nihayet 8 Agustos 1916 sabahi Mus, ayni günün aksami Bitlis kuvvetlerimiz tarafindan düsman isgalinden kurtarildi. Mus ne yazik ki 25 Agustos 1916da tekrar Ruslarin eline düsmüstü. Mustafa Kemal Pasa, 2. Ordu Komutanligi sirasinda, 14 Mayis 1917de Musu ikinci defa Rus isgalinden kurtardi.
Mustafa Kemal Pasa, Aralik 1916da Ahmet Izzet Pasanin izinli olarak bir süre Istanbula gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanligina tayin edildi. Karargâhi Diyarbakirda olan bu ordunun Kurmay Baskani Albay Ismet (Inönü) Beydi. Büyük Kumandanin, Inönü ile yakindan tanismasi, emir-komuta zinciri içinde çalismasi bu tarihlere rastladi.
Mustafa Kemal Pasa,14 Subat 1917de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanligina atanmasi üzerine Sama giderek Sina Cephesini teftis etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakirda 2. Orduya vekâleten komutan atandi. Tekrar Diyarbakira dönen Mustafa Kemal Pasa, 16 Mart 1917de asaleten 2. Ordu Komutanligina getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yildirim Ordulari Grubu Komutanligina bagli olarak Halepte kurulmasi kararlastirilan 7. Ordunun basina getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adli bir Alman generaline verilmisti. Mustafa Kemal Pasa, 15 Agustos 1917 günü Halepe gelerek göreve basladi. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarinda askeri görüsler ve uygulanacak harekat bakimindan anlasmazlik çikti; bu anlasmazlik sonucu Mustafa Kemal Pasa, 1917 Ekim baslarinda istifa mecburiyetinde kaldi. Kendisine tekrar Diyarbakirdaki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek Istanbula geldi. 7 Kasim 1917de Genel Karargâhta görevlendirildi. Ancak kisa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendinin maiyetinde Alman Umumî Karargâhini ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine istirak etti. 15 Aralik 1917 - 4 Ocak 1918 arasini kapsayan bu seyahat esnasinda Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman Imparatoru II. Wilhelm ve devrin taninmis komutanlariyla görüstü. Onlara -hoslanmasalar da- I. Dünya Harbinin muhtemel sonuçlari hakkindaki görüslerini açikça ve belirgin sekilde anlatiyordu.
Mustafa Kemal Pasa, 20 gün süren Almanya seyahatinden Istanbula döndükten bir süre sonra böbrek rahatsizligi nedeniyle Viyana ve Karlsbada giderek tedavi gördü. 13 Mayis 1918 - 4 Agustos 1918 arasini kapsayan bu seyahat dönüsü General Falkenheinin yerine Yildirim Ordular Grubu Komutanligina getirilmis olan General Liman von Sandersin emrindeki 7. Orduya Agustos 1918de tekrar komutan oldu ve 15 Agustos 1918 günü Halepe geldi. Mustafa Kemal, bu cephede Ingilizlere karsi basarili müdafaa savaslari yapti. Takviyeli Ingiliz kuvvetleri karsisinda, Onun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dagilmaktan kurtarilmis; büyük bir düzen içinde Halepe kadar çekilme basarisini göstermisti. Fakat I. Dünya Savasi Almanya ve müttefikleri aleyhine gelisiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savastan çekilmis, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemisti. Istanbulda Talat Pasa Kabinesi istifa etmis, yeni Kabineyi Ahmet Izzet Pasa kurmustu. Bu gelismeler karsisinda Mustafa Kemal Pasa yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanli Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesini imzalayarak l. Dünya Savasindan çekildi.
Mustafa Kemal Pasa, Mondros Mütarekesinin imza edildigi günün ertesi, 31 Ekim 1918 tarihinde Yildirim Ordular Grubu Komutanligina getirildi ise de artik yapacak birsey kalmamisti. 7 Kasim 1918 tarihinde bu Grup Kumandanliginin da Padisah iradesiyle kaldirilmasi üzerine Adanadan hareketle 13 Kasim 1918 günü Istanbula geldi. Artik Türkiye, mütareke sartlarini yasiyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmis bir Ordu Kumandani idi.
Memleket ve milletin içinde bulundugu sartlar agir idi. Büyük bir savas sonunda, maglup bir devlet olarak 30 Ekim 1918de "Mondros Mütarekesi" adi verilen sartlari agir bir anlasma imzalanmis, bu anlasma sartlarina dayanilarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce isgal edilmis, ordumuz dagitilmis, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmisti. Osmanli memleketleri tamamen parçalandigi gibi, Türkün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasinda taksime ugruyordu. Italyanlar Antalyaya çikmisti. Iskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maras, Urfa isgal altinda idi. Karsta Ingilizler idareyi ele almisti. Trakya isgal altinda idi. Düsman donanmasi Istanbul sularinda demirlemisti. Çanakkale ve Istanbul Bogazlari tutulmustu. Istanbul ve Istanbul Hükûmeti Itilâf Devletlerinin baski ve kontrolü altinda idi. Padisah ve hükümet, düsmanlara âlet olmus, âciz ve saskin bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtulus yolu aramakta idiler. Anadolunun her sehrinde ecnebi subaylar dolasiyor, Itilâf Devletleri temsilcisi sifatiyla direktifler veriyorlardi. Yunanlilar da Izmiri isgal hazirliklariyla mesguldu; bu yolda büyük çaba harciyorlar, Itilâf Devletlerini iknaya çalisiyorlardi. Nihayet 15 Mayis 1919da bu gayelerine eristiler.
Olaylarin bu sekilde gelisecegini Mustafa Kemal, önceden sezinlemisti. Nitekim Mondros Mütarekesinden 5 gün sonra, 5 Kasim 1918den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi geregince ordulara terhis emirleri gelmege basladi. Atatürk, ayni gün Adanadan Sadrazam Ahmet Izzet Pasaya ilk ikaz telgrafini çekti: "Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadikça orduyu terhis etmeyiniz! Sayet ordulari terhis edecek ve Ingilizlerin her dedigine boyun egecek olursak düsman ihtiraslarinin önüne geçmege imkân kalmayacaktir". Bu, Atatürkte, her sey bitti zannedilen bir zamanda da kurtulus ümidinin sönmedigini, pek çoklarinin düstügü yeis ve ümitsizlige asla kendisini kaptirmadigini gösterir.
Fakat, acidir ki Mustafa Kemal Pasa tarafindan yapilan bütün bu hakli itirazlar etkisiz kalir ve ordunun terhisine süratle devam edilir. Çünkü genel kanaat, Itilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyecegimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacagi idi. O halde Itilâf Devletlerini gücendirmeyecek, Mondros Mütarekesi sartlarini yerine getirecektik. Istanbul Hükümetinin görüsü ve davranisi bu idi.
Padisah ve hükümetini saran bu umutsuzluga ragmen, milletimiz, haksiz isgal ve istilâlara karsi nefsini müdafaa yolunda her çabayi gösteriyor; memleketin çesitli yörelerinde düsmanla mahalli kuvvetler arasinda çarpismalar oluyordu. Diger taraftan mütecaviz dügmana karsi koymak ve kurtulus çareleri aramak üzere Anadoluda yer yer milli teskilâtlar olusturuluyordu. Ancak bütün bu kuruluslar, ayri ayri çalismalari sebebiyle istenilen ölçüde etkili olamiyorlar, bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösteremiyorlardi.
Mütareke Türkiyesi, aklin alamayacagi derecede karisik bir Türkiyedir. Bölgesel direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i Ilhak gibi cemiyetlerin yani sira özellikle Istanbulda güya kurtulus çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmustu. Ingiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransiz Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti bunlarin baslicalaridir. Kurtulus çareleri degisikti. Bir kismi Ingilizlerin, bir kismi Fransizlarin himayesini istiyordu, bir kismi Amerikan mandasini öneriyordu. Bir kisim kimseler de Mondros Mütarekesi geregince padisah ve halife için hükümranlik hakki taninan küçük bir bölgede Osmanli Devletini sembolik olarak devam ettirme düsüncesinde idiler. Memleketin içinde bulundugu karisikliktan istifade çareleri arayan bazi cemiyetler de vatan topraklari üzerinde millî birligi parçalayici faaliyetlere girismislerdi.
Bu durum karsisinda ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi. Tarih kültürü çok genis olan ve tarihten sonuç çikarmasini çok iyi bilen Atatürk, gerçek karari sezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karsisinda bir tek karar vardi. O da milli egemenlige dayanan, kayitsiz sartsiz bagimsiz yeni bir Türk Devleti kurmak idi. Atatürke göre önemli olan "Türk milletinin haysiyetli ve serefli bir millet olarak yasamasiydi. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medeni insanlik karsisinda usak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyik görülemezdi. Yabanci bir milletin himaye ve efendiligini kabul etmek, insanlik vasiflarindan yoksunlugu, acizlik ve miskinligi itiraftan baska birsey degildi. Halbuki Türkün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yasamaktansa mahvolsun daha iyiydi". Öyleyse Milli Mücadelenin parolasi "Ya istiklâl ya ölüm!" olacakti. Artik Anadoluya geçerek Millî Mücadele bayragini açmak gerekiyordu. Iste bu siralarda, Mustafa Kemal Pasayi Istanbuldan uzaklastirmak amaciyla, kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettisligi teklif edildi. Mustafa Kemal Pasa, kendisine genis salâhiyetler taniyan bu vazifeyi kabul etti.
16 Mayis 1919 günü Bandirma vapuru ile Istanbuldan hareket eden Mustafa Kemal Pasa, 19 Mayis 1919 sabahi Samsunda Anadolu topraklarina ayak basti. Kendisinin Anadoluya gönderilis gerekçesi, "Samsun ve çevresindeki asayissizligi yerinde görüp incelemek ve tedbir almak"tan ibaretti. Hükûmete verilen Inqiliz raporlarinda, bu bölgede Türklerin, Rumlara karsi gerilla hareketine giristikleri ve bölgenin asayisini bozduklari bildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacina yönelik genis bir Rum faaliyeti vardi. Baski gören Rumlar degil, Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurdugu çeteler vasitasiyla Türk köylerini basiyor, katliamlar yapiyor, yerli halki yildirmak istiyordu. Bu girisimlere karsi vatansever Türkler de mukabil çeteler olusturmuslar; bölge Rumlari ile mücadeleye baslamislardi. Bütün bu gerçeklere ragmen Mustafa Kemal Pasaya verilen talimat geregince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Pasa, görevi kabul için Ordu Müfettisligi sifati ve genis salâhiyetler istedi. Istanbul Hükûmeti bu istekleri de kabul etti.
Saray ve Istanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Pasanin bu görevi yapacagini zannetmisti. Oysaki Mustafa Kemalin düsünceleri tamamen baska idi. Ama bu görev, kuskulari çekmeksizin Anadolu ya geçmek için degerlendirilmesi gereken bir firsatti. Kendisine verilen yetkileri de, geri alinincaya kadar milletin menfaatleri adina kullanmak vicdanî bir davranis idi. Esasen olaylarin akisi da kisa zamanda bunu ispatlayacakti. Mustafa Kemal Pasa Istanbuldan ayrilmadan önce basta sadrazam olmak üzere kabine azalarinin hemen hepsi ile ve en sonunda Padisahla görüsmüstü. Fakat bu kisilerin hiçbirinde memleketi içinde bulundugu badireden kurtaracak bir enerji, bir ümit isigi görmemis, görememisti. Istanbul Hükümetinin ve Padisahin davranislarinda Itilâf Devletlerini gücendirmemek görüsünün agir ezikligini hissetti. Oysaki onlarin kararlarina uymak degil, karsi koymak lâzimdi. Iste Anadoluya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal Pasanin Istanbuldan ayrilirken yakin arkadaslarina söyledigi su sözler bu bakimdan büyük önem tasimaktadir: "Düsman süngüsü altinda milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarinda memleketin istiklâli ve milletin hürriyeti için çalisilabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadoluya gidiyorum".
Mustafa Kemal Pasa, Anadoluya geçer geçmez planini uygulamaya basladi. 21 Mayis 1919da Kâzim Karabekire çekti. Telgrafta bu davranisini söyle belirtiyordu: "Umumî durumumuzun aldigi vahim sekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu oldugum en son vicdani vazifeyi yakindan müsterek çalisma ile en iyi sekilde yerine getirmek mümkün olacagi kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim".
Mustafa Kemal Pasa, Samsuna çiktiktan 2 gün sonra, 21 Mayis 1919da Genelkurmay Baskanligina Samsun ve çevresindeki asayissizligin sebeplerini açiklayan ne Istanbul Hükûmetinin ne de Itilâf Devletleri temsilcilerinin hoslanmadigi su telgrafi çekti: "Rumlar bu bölgede, Pontus Hükümeti teskili gibi bir safsata etrafinda toplanmis ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasi bir sekle dönüsmüstür". 22 Mayis 1919da Samsundan Sadarete gönderdigi raporu da su cümle ile noktaladi: "Millet birlik olup hâkimiyet esasini, Türklük duygusunu hedef almistir". Bu anlamli ifadede Anadoluda beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün degildir.
Iste bu raporlar Istanbula geldikten sonradir ki Itilâf Devletleri temsilcileri Istanbul Hükümetinden sordu :
- " Taninmis bir Türk generalinin Anadoluda ne isi vardir ? " Bunun üzerine Istanbul Hükûmeti, Anadoluya gönderdigi müfettisi geri çagirma girisimlerine basladi.
Artik Anadoluda baslayan Millî Mücadele, liderini bulmus, daginik ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altinda toplanmaya baslamisti. Bunun ilk örnegini 22 Haziran 1919da Mustafa Kemal imzasiyla Amasyadan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal bir ses isitiliyordu: "Vatanin bütünlügü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve karari kurtaracaktir". Bu cümleler Milli Mücadelenin örgütlü olarak fiilen basladiginin onun imzasi ile bütün cihana ilâni idi. Bu genelge diger bir maddesiyle beliren millî tehlike karsisinda izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: "Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmis delegelerle, Anadolunun en emin yeri olan Sivasta derhal bir millî kongre toplanacaktir".
Mustafa Kemal Pasa, Amasya Tamimi adiyla ünlü bu genelgesini yaptiktan sonra Erzuruma geçmek üzere 27 Haziran 1919da halkin sevinç gösterileri arasinda Sivasa geldi. Sehirde kaldigi 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresini takiben Sivasta yapilacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzuruma hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü Erzuruma geldi. Kendisi der ki "Benim Erzuruma gelisim, bütün milletin atesten bir çember içine alinmis oldugu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu çemberin içinden nasil çikilacagini düsünmekte idi". O, Ilica önlerinde Erzurumlular tarafindan coskun bir sekilde karsilandigi zaman Çukurova da muhacir olarak bulunup Erzuruma dönen ihtiyar Mevlüt Aga ile aralarinda geçen konusma, bu atesten çember içinden mutlaka çikilmasi gerektigi fikrini Atatürkte daha da perçinledi. Ihtiyar, fakat dinç Mevlüt Agaya Mustafa Kemal Pasa sordu:
- " Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa geçinemedin mi? "
Mevlût Aga derhal cevap verdi :
- " Hayir Pasam, geçimimiz çok rahatti. Son günlerde isittim ki Istanbuldaki irzikiriklar, bizim Erzurumu Ermenilere vereceklermis. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malini kime veriyorlar ? " Bu sözler, milletle beraber, millet için çalismak üzere Erzurum a gelen Mustafa Kemal Pasayi çok duygulandirmis, gözlerini yasarmisti. Etrafindakilere döndü ve :
- " Bu milletle neler yapilmaz " demistir.
Atatürk, Erzuruma gelisinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919da "Sine-i millette bir ferd-i mücahit" olarak çalismak üzere çok sevdigi askerlik mesleginden ve görevinden istifa etti. Artik bir millet ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam ediyordu.
Aşk Belirtileri
Aşk ilaci ve Aşk Dokturu
Aşk Nedir yahu?
Aşkin Tanimi
Mevsimlere Göre Aşk
Platonik Aşk Nedir?
2008 Oje Trendi
Güzellik Sayiniz
Makyaj Sirlari
Saç Rengi Nasıl Korunur?
Sonradanda Gamzeli Olabilirsiniz!
Takilarimizi Nasil Temizlemeliyiz?
Ten Rengine Göre Saç Renkleri
Adamın Biri Sms Mesajları
Anlamli Sözler
Anneler Günü Mesajlari
Arabesk Sms Mesajlari
Asker Mesajlari
Aşk Mesajlari
Duvar Yazilari 1
Espirili Mesajlar
Etkileyici Sözler
Fenerbahce Hazir Mesajlar
Kandi Mesajlari
Romantik Sözler
10 kasım şiirleri
atatürk şiirleri
aşk şiirleri
çocuk şiirleri
Özledim..Oyun
Resim
Video
Sohbet

